Çürüyen Yapraklar ve Hayatımıza Tutunanlar

 

 

Doğanın işleyişine baktığımızda her şeyin bir zamanı olduğunu görürüz. Çiçekler açar, yapraklar yeşerir, sonra solar ve düşer. Düşmesi gereken bir yaprak dalda kalmaya devam ederse, zamanla yalnızca kendini değil, bağlı olduğu dalı da çürütür. İnsanlarında çürüyebileceğini düşündünüz mü hiç?

Hayatımıza dahil ettiğimiz her insan, ruhumuzun bahçesinde bir iz bırakır. Bazı izler canlandırıcıdır, besler ve büyütür. Bazıları ise zamanla bizi tüketir, enerjimizi emer ve içten içe kurutur. Bize iyi gelmeyen ilişkileri bırakmakta zorlandığımızda, yalnızca zihinsel değil, bedensel olarak da bu yükün izlerini taşırız. Sürekli yorgunluk, motivasyon eksikliği, huzursuzluk hissi gibi belirtiler aslında ruhsal yapraklarımızın solduğunun habercisidir.

İlişkilerde kopmak zor gelir. Çünkü çoğu zaman yalnız kalmaktan, eksik hissetmekten ya da “yanlış yapan ben miyim” korkusundan kaçarız. Oysa, sınır çizebilmek ve iyi gelmeyeni bırakabilmek sağlıklı bir benlik gelişiminin göstergesidir. Kendimize şefkatle yaklaştığımızda, bizden çalan değil, bize iyi gelen ilişkileri daha kolay ayırt edebiliriz.

Hayatta bazı insanlarla vedalaşmak, bir son değil; yeni bir başlangıçtır. Çünkü her düşen yaprak, toprağa karışarak diğerlerinin daha güçlü büyümesine alan açar. Aynı şekilde, hayatımızdan çıkardığımız kişiler de bize daha sağlam kökler salma fırsatı sunar.

Bakmayı bilen kaktüse bile çiçek açtırır. Ama bakmayı bilmeyen, kendiliğinden açan çiçeği de soldurabilir. Bu yüzden çiçek açmak için doğru toprağı, doğru zamanı ve doğru insanları seçmek gerekir.

Hayat sizin bahçeniz. Hangi yaprakların kalacağına, hangilerinin düşeceğine karar verme gücü de sizde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CAPTCHA